11 Mart 2026
Türkiye’de gazetecilik ‘adli kontrol’ altında

Türkiye’de gazetecilik ‘adli kontrol’ altında

“`html

Türkiye’de Gazetecilik: Adli Kontrol Tehdidi Altında

Gazetecilerin, meslekleri gereği haber takip edebilmesi ve kamuoyuna önemli gelişmeleri aktarması, adli kontrol kararlarının bir aracı haline gelmiştir. Bu durum, basın ve ifade özgürlüğü bağlamında ciddi tartışmalara yol açıyor.

Meltem Akyol

03.11.2025

Adli kontrol kararları, basın davalarında hâkimlerin sıkça başvurduğu bir yöntem haline geldi ve bu, adeta yargısız cezalandırma biçimine dönüştü. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) verilerine göre, Eylül 2024 ile Eylül 2025 tarihleri arasında gözaltına alınan 109 gazeteciden 67’sine adli kontrol için karar verildi.

Bir tehdit ve caydırma aracı olarak kullanılan adli kontrol, gazetecilerin mesleklerini icra etmelerini zorlaştırıyor. Gazeteciler Ömer Çelik ve Tuğçe Yılmaz, adli kontrol kararlarının mesleki faaliyetleri üzerinde büyük bir baskı oluşturduğunu belirtirken, avukat Elif Ergin, bu uygulamaların peşinen cezalandırma aracı olarak kullanıldığını ifade ediyor.

“Adli kontrol tedbirleri ile serbest bırakıldı” ifadesi, son yıllarda gazeteci yargılamalarında en sık duyduğumuz cümlelerden biri. Bu cümle, “tutuklandı” ifadesiyle bitmediğinden pek ele alınmasa da, adli kontrol uygulamaları gazetecilerin yaşamında giderek daha fazla yer kaplamaktadır. Peki, adli kontrol nedir? Yasal olarak, kişinin kaçma ya da delilleri karartma ihtimaline karşı, tutuklama yerine getirilen yükümlülükler bütünü olarak tanımlanır. Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) bu kavrama dair detaylı bir tanım yer almazken, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarında adli kontrol, serbest bırakılma ile tutuklanma arasında etkili bir koruma tedbiri olarak tanımlanmaktadır. Yasal bir adli kontrol kararı verilebilmesi için tutuklama nedenlerinin mevcut olması zorunludur. Ancak son yıllarda hakaret suçları veya sosyal medya paylaşımları gibi klasik suçlarla sınırlı kalmadan, birçok davada adli kontrol tedbirlerine başvurulmaktadır.

Gazetecilerin, meslekleri gereği haber takibi yapması, toplumu ilgilendiren gelişmeleri aktarması ve kalemlerini özgürce kullanmaları, adli kontrol kararlarının temel gerekçesi haline gelmiştir. Örneğin, bir foto muhabiri fotoğraf çektiği için, bir muhabir haber yaptığı için veya bir gazeteci araştırmalarını yazdığı için ev hapsine, imza yükümlülüklerine ve yurt dışı çıkış yasaklarına maruz kalmaktadır. Basın meslek örgütleri, bu adli kontrol kararları sayesinde basın faaliyetlerinin denetim altına alındığına vurgu yapmaktadır.

Son 1 Yılda: 67 Gazeteciye Adli Kontrol Uygulandı

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), 14 Eylül’de gazetecilerin yargılandığı davalarda adli kontrol kararlarını inceleyen bir rapor yayınladı. Eylül 2024 ile Eylül 2025 tarihlerini kapsayan bu raporda, 109 gazetecinin gözaltına alındığı ve bunlardan 36’sının tutuklandığı, 4 gazeteciye ev hapsi, 67 gazeteciye ise adli kontrol tedbiri uygulandığı belirtiliyor.

En yaygın adli kontrol tedbirleri, haftalık imza yükümlülüğü ve yurt dışı çıkış yasağı olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu sayıların çok daha yukarıda olduğu düşünülmektedir. Çünkü birçok gazeteci hakkında, birden fazla suçlama nedeniyle birden fazla adli kontrol tedbiri uygulanmakta ve 2024 Eylül’ünden önce açılan soruşturmalarda adli tedbirler devam etmektedir. Dolayısıyla mevcut sayının çok daha yüksek olduğu değerlendirilmekte, TGS, hukuksuz uygulamaların tespitinin neredeyse imkânsız hale geldiğini ifade ediyor.

Örneğin, gazeteci Özlem Gürses, beraat ettiği bir suçlama nedeniyle 52 gün ev hapsinde tutulmuştur. Diğer bir gazeteci İsmail Saymaz’ın ev hapsi ise 56 gün sürdükten sonra kaldırılmış ve haftada bir imza ve yurt dışı çıkış yasağı şeklinde tedbirler getirilmiştir. Gazeteci Semra Pelek, İstanbul’daki evinden 1500 kilometre uzaklıktaki bir şehirde ifade vermeye götürülürken, orada da imza ve yurt dışı çıkış yasağı ile serbest bırakılmıştır. Gazeteci Timur Soykan, farklı bir soruşturma kapsamında haftada üç gün imza yükümlülüğüne tabi tutulmaktadır. Tüm bu örnekler, adli kontrol uygulamalarının ne denli karmaşık hale geldiğini göstermektedir.

Gazeteci Tuğçe Yılmaz: “Karakoldaki polisler, ‘Sizin imzanız kalkmadı mı?’ diye şaka yapıyorlar”

Adli kontrole tabi gazetecilerin sayısı her geçen gün artmaktadır. bianet editörü Tuğçe Yılmaz da bu gazetecilerden biridir. Yılmaz, 26 Kasım 2024’te yedi gazeteci ile birlikte “terör örgütüne yardım” iddiasıyla gözaltına alınmıştır. İki gazeteci tutuklanırken, altı gazeteci adli kontrol tedbirleri ile serbest bırakılmıştır. Yılmaz’ın yurt dışı çıkış yasağı ve haftada bir imza yükümlülüğü hala devam etmektedir. İtirazları ise gerekçe gösterilmeden reddedilmiştir.

Yılmaz, adli kontrol uygulamalarına üç kez itiraz ettiklerini ve her seferinde red cevabı aldıklarını ifade etti: “Daha geçen hafta gelen red kararında, uygun değildir yazıyor. Hiçbir gerekçe mevcut değil.” Gazeteci mesleğini icra etmelerine yönelik baskıların olduğunu belirten Yılmaz, fiziksel kısıtlamaların yanında psikolojik olarak da zorlandıklarını ekliyor.

Bir diğer önemli durum, Yılmaz’ın mesleki etkinliklerine katılmasının önüne geçilmesidir: “Şehir dışında bir işim varsa ve Pazartesi gününe denk geliyorsa, gidemiyorum. Eğitim ya da etkinliklere katılamıyorum,” diyor. Bu kısıtlamaların kendisini psikolojik olarak da etkilediğini belirtiyor.

Yılmaz, adli kontrol uygulamasının ağır bir yük olduğunu söyleyerek, “Karşılaştığımız bu zorunluluk, işimizi yapmak konusunda kısıtlayıcı hale geliyor,” diyor. “İşlenmiş bir suç yokken yaşanan bu baskı, sosyal anlamda da bir sorun. Böyle bir durumu sürekli anlatmak zorunda kalmak, sosyal açıdan kriminalize edici bir hal alıyor.”

Yılmaz, haziran ayında bir haber yüzünden gözaltına alındığını belirtiyor ve Vatanseverliği Aşağılama Suçu (TCK 301) gerekçesiyle yakalama kararı bulunduğuna dikkat çekiyor: “Olay, karakola imza verdiğim gün meydana geldi. Şu anda iki farklı dava sürüyor ve adli kontrolüm devam ediyor. Gazetecilik faaliyetlerim nedeniyle mesleğimi yapamaz hale getiriliyorum.”

14 Yıllık Bir Döngü: Tutuklama, Dava, Tahliye, Adli Kontrol

Gazeteci Ömer Çelik, benzer bir döngüyü 14 yıl boyunca yaşadı. 2011 yılında, KCK Basın davası kapsamında tutuklandıktan sonra, muhabir olarak çalıştığı Dicle Haber Ajansı için yaptığı haberler ve haber kaynaklarıyla olan görüşmeler nedeniyle “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandı. “Bir buçuk yıl tutuklu kaldım ve ardından tahliye oldum. Ancak bu süre zarfında 6 ay boyunca adli kontrol tedbiri uygulandı,” diye durumda özetliyor Çelik.

Çelik’in hikayesi, tutukluluk ve adli kontrol uygulamaları ile devam etmiştir. 2022 yılında, birlikte çalıştığı 20 gazeteci ile birlikte gözaltına alınmış ve 16 gazeteci tutuklanmıştır. Suçlama yine yaptığı haberler üzerinden gelmiştir. “Bu yargı süreci devam ederken benzer bir dönüşüm yaşanmış ve yurt dışı çıkış yasağı şeklinde adli kontrol kararı verilmiştir. Ancak itirazlarımız sürekli reddedilmiştir,” diye ekliyor.

KCK Basın Davası’nın hâlâ sonuçlanmamış olması ise dikkat çekmektedir: “2011 yılında açılan dava, 14 yıldır sürmektedir. Bu süre zarfında açılan diğer soruşturmalar dışında hep ‘örgüte yardım’ ve ‘örgüt propagandası’ gibi maddelere dayanan suçlamalarla karşılaşmaktayım.”

TGS Avukatı Ergin: “Peşinen Cezalandırma Aracı”

TGS avukatı Elif Ergin, adli kontrol kararlarının gazeteciler üzerinde baskı oluşturduğuna vurgu yapıyor: “Bu tedbirler yalnızca gazetecilerin iş yapmasını zorlaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda kamuoyunu bilgilendirme iradesine de ciddi etkilerde bulunuyor. Gazetecilerin yaptıkları haberler, bu tür uygulamalarla doğrudan hedef alınıyor,” diye ifade ediyor.

Ergin, adli kontrol kararlarının Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu da belirtiyor: “Basın ve ifade özgürlüğü, temel insan hakları arasında yer almaktadır. Ancak yasal hakların hiçe sayılması, hukukun üstünlüğünü tehdit eden bir durumdur. Bu sebeple adli kontrol tedbirleri, mutlaka gözden geçirilmesi gereken bir mesele olarak önümüzde duruyor.”

Etiketler: adli kontrol, basın davaları, gazeteci davaları, gazetecilik, Ömer Çelik, TGS, Tuğçe Yılmaz

“`